Murat Gül Kimdir ?

1971 Yılında İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise hayatımı İstanbul’da tamamladıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Sakarya Meslek Yüksekokulu İşletmecilik bölümünde okudum. Ankara’da askerlik görevimi yaptıktan sonra üniversite hayatımda tanıştığım eşim Esra hanım ile 1996 yılında evlendik. 2000 yılında dünyaya gelen oğlumuz Burak ile birlikte hayat şartları müsade ettiği ölçüde huzur içerisinde yaşıyoruz. İki ayrı koroda solist ve korist olarak musiki çalışmalarına katılıyorum. Başta Ud ve gitar olmak üzere birçok enstrümanı amatörce çalabiliyorum. Kendi yazdığım güfteler ile kendi bestelerim üzerinde çalışıyorum…

İlk olarak musiki ile tanışmanız nasıl oldu ?

Musiki ile ilk tanışmam annemin ninni yerine okuduğu Türk Sanat Müziği şarkıları ile oldu.          Babam, annem, amcalarım başta olmak üzere ailede herkes musiki ile yakından ilgili ve yetenekli olduğu için küçük yaşlardan beri aile meclislerinde, bayram yemeklerinde, dost ortamlarında hep şarkılar söylenirdi. Televizyonun, radyonun çok takip edildiği yıllarda evimizde, arabamızda hep Türk Musikisi dinlenir ve eşlik edilirdi. Çocukluğumdan kulağıma işleyen musiki, 15 yaşımda iken Kadıköy Ticaret Lisesi Türk Sanat Müziği Korosu çalışmaları ile ilk amatörlük temellerini de ruhuma atmış oldu.

Yer aldığınız korolar içerisinde musiki eğitiminden bahseder misiniz ?

Şu anda iki koroda musiki çalışmalarımı sürdürüyorum. İlk olarak şefliğini Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu sanatçılarından Adnan Mungan’ın yaptığı Dostlar Musiki Topluluğu’nda çalışmalara katıldım. Bu koronun özelliği amatör olarak faaliyet gösteren koroların içinde klasik formda icra yapan sayılı korolardan biri olmasıdır.  Çalışmalar başta Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Kanun sanatçısı Hacer Tısoğlu hocamız olmak üzere profesyonel ve amatör sazlardan oluşan bir saz heyeti eşliğinde ve meşk usulü (Eserin üstad’tan dinlenerek ve koro tarafından tekrarlanarak öğrenilmesi) ile yapılmaktadır. Bu korodaki çalışmalarımın ve icralarımın şef Taylan Kendirli tarafından da takdir görmesi ve şefimizin de teveccühü üzerine davet edildiğim Büyük Kulüp Klasik Türk Müziği Korosu’nun da çalışmalarına katıldım. Bu koronun özelliği ise çalışmalarının konservatuar öğrencilerinden, Devlet Korosu mensuplarına kadar geniş bir katılım ile yapılmasıdır. İki koromuzda da repertuarlar şeflerimiz tarafından titizlikle seçilmekte ve mümkün olduğunca klasik formda eserler tercih edilmektedir.

Adnan Mungan yönetimindeki Dostlar Musiki Topluluğu’nda görev almaktasınız. Buradaki çalışmalarınızdan bizlere bahseder misiniz ?

Bu koro benim ilk göz ağrım diyebilirim. Kuruluşu aşamasından bu yana anne ve babamın da içinde bulunduğu, yıllarca dinleyici olarak konserlerini takip ettiğim ve 2010 yılından beri de üyesi olduğum bu koro benim aile ortamım gibidir. Mensuplarının hepsi ile abi, abla, amca, teyze ilişkisi içinde olduğum ve koronun en genci olmam sebebi ile çok samimi duygularla çalışıyoruz. Bu samimiyet kıymetli hocamız Adnan Mungan’ın titiz çalışmaları, repertuar konusundaki hassasiyeti ve korist ve solistlerimizin bir amatörün çok üzerindeki yetenek ve musiki bilgisi sayesinde üst düzey bir çalışma ve icra ortaya çıkartmaktadır. Şefimizin takdiri ile iki yıldır Şef Yardımcısı olarak görev yaptığım koromuz haftada iki akşam çalışma yaparak yılda iki konser icra etmektedir ve konserlerini Yeditepe Üniversitesi Kampüsü’nde sergilemektedir.

 

Büyük Kulüp Klasik Türk Müziği Korosu musiki anlamında sizlere neler kattı ?

Büyük Kulüp Klasik Türk Müziği Korosu bana başta repertuar olmak üzere icra yönünden de çok şey kattı. Başta kıymetli şefimiz Taylan Kendirli’nin teşvikleri olmak üzere koro çalışmalarına katılan Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu genç sanatçıları ve konservatuar öğrencisi arkadaşlarımızı dinleye dinleye ses tekniğimi ve sohbetler sayesinde nazariyat bilgimi geliştirmeye başladım. Konserlerimize dinleyici olarak katılan ve “Hocaların Hocası” olarak bilinen çok kıymetli Süheyla Altmışdört hocamız ile tanışma, takdirini kazanma ve defalarca nasihatlarından faydalanma fırsatı buldum.

Buradaki değerli çalışmalarınızdan bizlere bahseder misiniz ?

Burada da haftada iki gün çalışma yapıyoruz. Buradaki çalışmalarımız şefimiz Taylan Kendirli yönetimide meşk usulü ile ve yine Hacer Tısoğlu hocamızın kanunu eşliğinde olmaktadır. Kulüp yönetimi ve üyelerinin talebi ile iki sezondur yılda üç konser hazırlamakta ve kulüp tesisleri içerisinde konserlerimizi icra etmekteyiz. Konserlerimizde ara bölümde bir misafir sanatçı olmaktadır. Bu da biz amatörlere profesyonel sanatçılarla tanışma ve birlikte prova imkanı sunmaktadır.

İyi bir solist olmanın temel ilkeleri sizce neler olmalıdır ?

İyi bir solist olmanın ilk şartı musikiye gönül vermiş olmaktır. Bence eserin bestesinden önce güftesini okuyarak anlatılmak istenen duyguyu ruhunda özümsemek gerekir. Aksi takdirde icra doğru bile yapılsa dinleyicilere duygu aktarılamaz. Genel kabul görmüş ustaları da çokça dinlemek, nefes alış yerlerinden, yükselme noktalarına kadar iyi analiz yapmak gerekir. Ben klasik görüşe sahip bir solist olduğum için kendime de hep klasik icracıları örnek alıyorum. İyi bir solist sahneye değil esere hakim olandır…

İyi bir korist olmanın temel nitelikleri neler olmalıdır ?

İyi bir korist olmanın da ilk şartı gözünü şeften ayırmamak, ikinci şartı da yanındaki korist arkadaşın sesini duymak, önüne geçmemek veya gerisinde kalmamaktır. Karşıdan dinleyenlere tek bir kişi okuyormuş gibi tek ses halinde icra etmektir. Şefin direktiflerini doğru anlamak doğru icranın temelidir.

İlk konser ilk heyecan tarifi olmayan bir duygu olsa gerek. Bu konudaki düşünceleriniz neler ?

Dostlar Musiki Topluluğu’ndaki ilk konserimde çok heyecanlıydım. Solo eserim yoktu ama bütün eserleri tek başıma okuyacakmışım ve bütün salon bana bakıyormuş gibi heyecan ile çıktım. İlk konserden aklımda kalan tek şey çok uzun süre kıpırdamadan ayakta durmaktan dizlerimin ağrısıdır… Büyük Kulüp Korosu ile çıktığım ilk konserde ise bir solo eser seslendirdim. Mikrofonun başına geçene kadar farketmediğim ve protokol koltuğunda oturan Sayın Süheyla Altmışdört  ve Devlet Korosu Şefi Sayın Fatih Salgar hocalarımızı görünce eseri nasıl okudum, nasıl bitirdim, yerime nasıl geçtim hiç hatırlamıyorum. Ama konser bitiminde onlardan aldığım tebrik ve takdir üzerine güzel bir icra olduğu kanaatine vardım…

 

Büyük Kulüp Korosu ve Dostlar Musiki Topluluğu… İki farklı koroda yer almaktasınız. Sizce zor olmuyor mu ? İki koroyu birbirinden ayıran temel farklar neler?

Esasında benim için zor oluyor. Çünkü iki koronun toplamda haftada dört gün çalışması ve sorumluluk duygusu ile tüm çalışmalara iştirak etme gayretim evime ve işime ayırmam gereken zamandan fedakarlık yapmamı gerektiriyor. İcra ettiğim mesleğim (Mali Müşavirlik) yeteri kadar zihnimi meşgul etse de çalışmalardaki ilk eserden sonra tüm yorgunluğumdan soyutlanıyorum. Geriye sadece çalışmalardan sonra eşimin ve oğlumun gönlünü almak kalıyor. İki koroyu birbirinden ayıran en önemli faktör; Dostlar Musiki’nin ailem gibi oluşu ve  Şef yardımcılığım sebebi ile kendimi evimde “özel ders” alır gibi hissetmem. Büyük Kulüp Korosu ise benim için bir okul niteliğinde. Şefimizin yanı sıra akademik anlamda musiki eğitimi olan korist ve solist arkadaşlarımızdan da çok şey öğreniyor olmam sebebi ile kendimi tam bir “okul” havasında hissettiriyor.

Her şarkının bir hikayesi, her hikayenin bir kahramanı vardır. Musiki üzerine bir kitap yazsaydınız siz bu kitabın hangi bölümünde yer almak isterdiniz?

Ben, çok küçük yaşlardan beri müzik yeteneğim olmasına rağmen bu yeteneğini akademik anlamda maalesef ki değerlendirmemiş olmamın pişmanlığını yaşamaktayım. Çevremdeki dostlarım, korist ve solist arkadaşlarım, hocalarım, dinleyicilerim benimle aynı kanaati ve duyguyu paylaşmaktalar. Bu sebeple bu kitabın “GÖLGEDE KALANLAR” bölümünde yer alırdım diye düşünüyorum…

Klasik Türk Musikisi ciddi bir emeğin ürünüdür. Geçmiş dönemlerde yer alan eserlerle son dönemlerde bestelenen eserler arasında ne gibi fark/farklılıklar görüyorsunuz ?

Nerede o eski aşklar derler ya… Bir saç teline, bir kirpiğe, bir dudağa, bir endama aşık olunur şiirler yazılırmış. Şimdilerde öyle aşklar kalmadığı için öyle şiirler de yazılmıyor. Bu durum da bestecileri ilham konusunda sıkıntıya sokuyor. Yeni dönemlerde yapılan çok güzel besteler yok değil ama bir icracı olarak eskilerin tadını daha çok seviyorum. Son dönem eserleri biraz da saz icrası yönünden fazla senfonik buluyorum. Geçmiş dönem kayıtları dinlerseniz; bir tambur, bir ud, bir İstanbul kemençesi ve bir kanun eşliğinde ritim saza bile gerek duymadan seslendirilirmiş. Şimdilerde ise; yaylılar, vurmalılar, nefesliler… Her enstrüman kendi başına güzel. Bizim musikimiz Klasik Batı Müziği orkestrası gibi senfonik icrayı kaldırmıyor. Çok naif, çok derin anlamlar taşıyan, sözlerin ve solistin ön planda olduğu, duygu yüklü icralar musikimize daha çok yakışıyor diye düşünüyorum.

Genç solistler projesi hakkındaki duygu ve düşünceleriniz neler ?

Musiki; Bir meş’aledir, devredilir elden ele… Ben özellikle gençlerin musiki ile ilgileniyor olmasından bu kültüre verdikleri hizmetten ve amatörce de olsa bu yükü sırtlayanlardan biri olmaktan gurur duyuyorum. Genç Solistler Projesi de; görür görmez dikkatimi çeken ve hemen “Kesinlikle içerisinde olmam gerek” dediğim bir proje. Nihayet birilerinin gönlünü musikiye kaptırmış, amatör veya profesyonel gençler ile ilgilenmeyi düşünmüş olması çok memnun edici. Umarım bu projede yer alan solist dostlarımız ile biraraya gelebileceğimiz projeler hayat bulur, birlikte icra imkanımız olur. Zevkle yer aldığım bu projede başta bu çalışmanın mimarı Sayın Berk Varnatopu olmak üzere emeği geçen tüm musiki severlere kalbi şükranlarımı sunarım. Saygılarımla…

 

Reklamlar