-Hüseyin Öğüt kimdir?

1980 İstanbul doğumluyum.  Tüm eğitim hayatım İstanbul’da geçti. Yüksek lisansımı da Sakarya Üniversitesi’nde yapmama rağmen uzaktan eğitimi seçtiğim için şehrimden pek uzaklaşmadım. Uzun yıllar turizm, ve medya sektöründe çalıştım. Yayıncılığa, yazmaya ilgim de buradan gelir. Son 10 yıldır medyanın internet ve dijital reklamcılık taraflarında faaliyet gösteren şirketlerinde çeşitli düzeylerde çalışmaktayım.

Müzikle tanışmam aslında kendi kendime kulağımın yatkınlığını 7-8 yaşlarında ilkokulda keşfetmemle başladı.  Bunun öncesinde rakamlarına basınca 13 tane nota sesi çıkaran müzikli bir hesap makinesinin gelişimime etkisi de büyüktür. Müzik derslerinde şarkı söyleyerek devam eden bu ilgim Ortaokulda çalmak zorunda olduğumuz blok flütle birlikte evde kurcaladığım orgumla biraz daha gelişti. Lise yıllarında da gitarla tanıştım ve üniversite hayatımı da kapsayan 5-6 yıllık süreçte barlarda gitar çalıp şarkı söyledim.

-İlk olarak musiki ile tanışmanız nasıl oldu?

Sanırım TRT4 ile olmuştur ilk Musıki ile tanışmam. Ancak evde zaman zaman çalınan 33’lük plakları da es geçmemem gerekir.

Marmara Üniversitesi Turizm bölümünü bitirdikten sonra sahnede şarkı söylemeye devam ettiğim için konservatuara girmek istemiştim. O dönem birlikte müzik yaptığım yakın dostum ve aynı zamanda  o yaşta bile Türkiye’nin en iyi gitaristlerinden olan İlter Kurcala Üsküdar Musıki Cemiyeti’ne gitmemin daha doğru olacağını söylemişti. Ben de o yaştan sonra 6 yıl yeni bir okul okumak yerine burada kendimi geliştirebileceğimi düşünerek kaydoldum. 3 yıl sonunda buranın da eğitimini tamamladım ancak işlerim dolayısıyla icra heyetine devam edemedim.

-Musiki sizin için ne anlam ifade ediyor?

Musıki bizim özümüz. Nasıl Turkuaz rengi tüm dünyada ülkemizi temsil ediyorsa Türk Sanat Müziği de bu anlamda bizim kendimizi ifade etmemiz için halk müziği ile birlikte çok büyük önem arz eder.

Annemizin yemeği, doğduğumuz ev, büyüdüğümüz sokak bizim için neyse Türk Sanat Müziği de odur. Biz kokar, farklıdır, zengindir. Bir çok müzik yapısının üstündedir.

Ancak ben kendi ülkemizde bile kahvemize Türk kahvesi demeyi tercih etmediğim gibi sizin belirttiğiniz gibi de “Musıki” tabirini kullanmayı tercih ediyorum.

-Çeşitli konser ve gecelerde sunuculuk yapmaktasınız? Sizce seyirci ile iyi bir diyalog nasıl olmalıdır?

Sunuculuk merakım bence Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sunucu aynı zamanda benim ilk işverenim olan Korhan Abay’ın sayesindedir. Lise ve üniversite yıllarında çocuk tiyatrosu ve animasyon yaparken tanıştığım Korhan Abay ile önce yarı zamanlı sonra da tam zamanlı 2,5 yıl boyunca çalışma fırsatım oldu. Onunla çalıştığım süreçte bir çok TV programı, bayi toplantısı, lansman, konser gibi organizasyonlarda yer aldım. Kendisini gözlemlemenin  ve tavsiyelerini dinlemenin dışında dönem dönem bazı işlerde bana emanet ettiği mikrofon, sahnede  şarkı söylerken olmaya alışkın olan bana sunuculuk anlamında da bambaşka bir keyif yaşattı.  Hala da yaşatmaya devam ediyor.

Bu sunuculuk deneyimleri bana daha sonra yaklaşık 4 yıl boyunca kendi hazırlayıp sunduğum Bir Şarkı Tut adlı radyo programımın da kökenini oluşturur.

Bu programda birbirinden ünlü sanatçılarla hem sohbet etme hem de birlikte şarkı söyleme şansına sahip oldum. Yakında ulusal bir radyoda yeniden başlamayı umuyorum.

 

-Semra Türel Türk Sanat müziği korosunun sizdeki yeri ve önemi nedir?

Semra Türel , benim uzun yıllar TRT’de izlediğim, gazetelerde özellikle Maksim Gazinosu reklamlarında fotoğraflardan tanıdığım büyük bir yıldız. 2016 yılında öylesine katıldığım ATASAV Vakfı’nın Türk Sanat Müziği ses yarışmasının jüri üyelerindendi. Bu yarışmada 3.’lük derecesini aldıktan sonra sağolsun beni ve diğer yarışmacıların hepsini korosuna davet etti.  Benim için onun bu daveti ve sonrasında hissettirdiği değer, hayatımda musıkinin yerini daha da sağlamlaştırdı. Bir anlamda rafta tozlanmış halde duran bir şeyi sürekli yanımda taşımaya başlamıştım.

Sahnede olsun olmasın her zaman beni ve tüm üyelerimizi her zaman destekler ve kucaklar.

-Semra türel tsm korosu çalışmalarınızdan bizlere bahsedermisiniz?

Semra Türel’in şu anda iki tane korosu var ve ben her ikisine de gitmeye çalışıyorum işimden fırsat bulabildiğim kadar. Sağolsun benim bir koroda hem korist ve solist hem de sunucu olarak yer almamı sağladı. Kendisinin yanında hala şarkı söylerken heyecanlanıyorum. 3 Ocak 2018’de yapacağımız ilk konserde bir de sunucu olarak ne kadar heyecanlanacağımı bilemiyorum.

-İlk sahneye çıktığınız konser ve o ilk heyecan duyguyu bizlerle paylaşırmısınız?

Sahne deneyimim aslında 3 bölüm hayatımda;

  1. Üniversite yıllarında çocuk tiyatrosu yaptığım dönem 2000’li yıllar
  2. 2) Askerlik yaptığım dönemde Keşan Orduevi’nde ve Trakya Bölgesinde kurduğumuz kısa dönem askerlerden oluşan müzik grubumuzun çalışmaları 2006
  3. 2016 Atasav Vakfı Ses Yarışması’nda 3. Olduğum gün Semra Türel ile tanışmam sonrası müziğe musıki ile birlikte dönmem.

-Sizce iyi bir korist olmanın temel nitelikleri neler olmalıdır?

Koro bir takım oyunudur. Şefi dikkatli izlemek ve dinlemek, diğer ekip arkadaşlarıyla uyumlu olmak, kendini öne çıkarmayıp koronun menfaatlerini ön planda tutmak bence önemli kurallar. Bunun haricinde sazları da dikkatli dinlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

-Sizce iyi bir solist olmanın temel nitelikleri neler olmalıdır ?

Bunu naçizane kendi yapmaya çalıştıklarımla açıklayabilirim. Öncelike  her solistin kendine özgü bir tarzı olmalı. Ne kimseye çok benzemeli ne de ezber bozmalı. Bu tarzı oluştururken de çok çok çok dinlemeli  ve söylemeli her bulabildiği örneği. Her şey duygu ve hissiyat olarak görünse de müzik aslında bir matematik işidir.  Ne kadar çok idman yapar ve dersinize çalışırsanız o kadar güçlü olursunuz. Sonuçta ses telleri de vücudumuzdaki kas sisteminin bir parçası. Onları çalıştırmadan hakim olmamız çok mümkün değil diye düşünüyorum.

-Sizce her  iyi şiir iyi bir beste niteliği taşır mı?

Bu iki kavramın ve sanat dalının bambaşka iki yapı olduğunu düşünüyorum ancak tabii ki iyi güfte ve beste birlikteliği iyi yemek yapmaya benzer. İyi yemek için önce iyi malzeme gerekir.  Sonrası aşçının yani bestecinin maharetine kalmış. Ben kendimce uydurduğum beste&güfte kombinasyonlarında en iyi uyumun birlikte çıkan eserler olduğuna şahit oldum.

Büyük bestecilerde durum aynı mıdır bilmiyorum ancak efsanevi bestelerin de bir çoğu başka güfte yazarlarına ait.  Bunun haricinde bazı şiirleri okurken bile içinde bir ahenk duyarsınız. Bu da o güftelerin avantajıdır diye düşünüyorum.

-Sizleri aslında Yer aldığınız türk sanat müziği yarışmalarından tanıyoruz.Oradaki atmosferi bizlere anlatırmısınız

Türk Sanat Müziği yarışmaları öncelikle henüz kirlenmemiş yerler. Umarım öyle de devam eder. Bu müzikte şu an büyük para ve menfaatler dönmediği için kirli oyunlar, torpiller vb. söz konusu değil. En azından ben şahit olmadım.

Musıkimizin yapısı gereği de çalan, söyleyen, yazan, besteleyen kim olursa olsun bir naiflik, tevazu ve efendilik ön plandadır. Bu sebeple bu yarışma ortamlarının hepsinde güzel anılarla yer aldım. Yarışmacılar arasında da hep gördüğüm şey olayın yarışma kimliğinin ön planda olduğu ve her zaman musıkimizin kazanacağı görüşüydü.

Reklamlar